Hayatta her şey zıttıyla kaindir. Doğaya bakın görürsünüz bunu.

Nerede bir yükseklik varsa hemen yanında bir çukur, nerede bir güzellik varsa hemen yanında çirkini bulmak mümkündür. 

Ancak insanoğlu doğasıyla savaşan tek canlıdır. 

Kendi mutsuzluklarını, acılarını yaratır. 

Yani hep yükseklerdedir gözümüz. 

Hiç düşündünüz mü, belki de siz oraya ait değilsiniz?

Hiç düşündünüz mü,  yükseklere tırmanmaya çalışırken içinizde büyüyen çukuru?

uzak ülkenin çok kuzeybatısındaki sarışın çocuk. seni neden sevdiğimizi anlamayanlar var. bugün bunu anlatmak için doğru bir günseni neden sevdiğimizi anlatamıyoruz. hayır hayır, anlatamadığımızdan değil, ne kadar anlatırsak anlatalım bazılarına anlatılamıyor. sen de anlatamadın hani, bilirsin. sözlerin işe yarayabileceğini düşünseydin zaten devam ederdin, senden daha iyi kullanan pek olmadı onları.
dünya bıraktığından daha kötü halde devam ediyor. yani bırakmakla pek de bir şey kaybetmedin. çoğunluğa hakim olan yüzeysellik, küçük kişisel hırslarla biçimlenen hayatlar, gerçekten birbirine sarılamayan milyonlar, anlamsızlıkla uzlaşmak yerine uyduruk anlamlar peşinde koşup buldukları saçmalıkları bizlere dayatanlar.. her şey aynı. 
hala senin yazdığın sözlerde şablonlar, şifreler arayanlar bile var. senin hissettiğin büyük anlamsızlığı yine de bir kalıba sokamadılar. bu konuda gerçekten iyisin dostum, yazdığın her şey her an birbirinden kopup parçalanabilecek kadar kırılgan olan bütünlüklerini umursamazca koruyorlar.
zamanla anladığım ve artık mücadele etmeyi bıraktığım hissi fark ettiğimde, neden kafamızda bu kadar yer ettiğini anladım: hiçbir nedene bağlı olmayan ait olamama hissi. hiçbir şeye, hiçbir yere, kimseye. ait olmaya değer bir şey bulamamktan değil, ait olmayınca elde edilen özgürlükten de değil, hatta çoğunluğun bize dayatıp durduğu basitlikten, ucuzluktan, sığlıktan da değil. hiçbir neden yokken ait olamamak. hiçbir nedene ihtiyaç duymadan. öylesine. bu evrenin bize yaptığı muameleyi ona yapmak. “ha, her şey boşuna mı? tamam. bana da uyar bu boşunalık.”
bazen düşünüyorum, ölmesen de olurdu. bazen düşünüyorum, öldün ama yine olmadı. her şey aynı kaldı. biz yine çırpındık anlamlar bulmak için. yine melankoliye düştük. hala düşüyoruz. sen hayatın boyunca yakınmak yerine bir defada yakılmak istedin. nasıl istediysen öyle yaptın, her zaman yaptığın gibi.
sen ölünce eddie “artık hiçbir şeyin anlamı kalmadı” deyip artık müzik yapmayacağını söylemişti. ama devam etti. nefes almaya devam etmeyi seçince müzik onun yakasını bırakmadı. iyi ki de bırakmadı. güzel işler çıkardı herif, into the wild’ın soundtrack’ini dinleyebilseydin keşke. bak “kaçırdım” diye üzüleceğin bir şey varsa o da bu albümdür sanırım.
senden sonra converse çok büyüdü, yün hırkaların satışlarında patlama yaşandı. biz, dünyanın her bir yanına dağılmış uyumsuz çocuklar, senin yarattığın müzik evreninde ara sıra izole olmayı başardık. evet dostum, bunu başardın. bundan haberin olmadı hiç, keşke bunu sana anlatabilseydik. belki o anlamsızlığın içinde bu sana biraz tutunacak bir şey olabilirdi. mutsuz, uyumsuz çocuklar dünyadan kaçmak için seni kullandılar, hala kullanıyorlar. kırılgan tavrınla yarattığın cam fanusun içinde çığlıklarınla rahatlıyoruz hala.

uzak ülkenin çok kuzeybatısındaki sarışın çocuk. seni neden sevdiğimizi anlamayanlar var. bugün bunu anlatmak için doğru bir günseni neden sevdiğimizi anlatamıyoruz. hayır hayır, anlatamadığımızdan değil, ne kadar anlatırsak anlatalım bazılarına anlatılamıyor. sen de anlatamadın hani, bilirsin. sözlerin işe yarayabileceğini düşünseydin zaten devam ederdin, senden daha iyi kullanan pek olmadı onları.

dünya bıraktığından daha kötü halde devam ediyor. yani bırakmakla pek de bir şey kaybetmedin. çoğunluğa hakim olan yüzeysellik, küçük kişisel hırslarla biçimlenen hayatlar, gerçekten birbirine sarılamayan milyonlar, anlamsızlıkla uzlaşmak yerine uyduruk anlamlar peşinde koşup buldukları saçmalıkları bizlere dayatanlar.. her şey aynı. 

hala senin yazdığın sözlerde şablonlar, şifreler arayanlar bile var. senin hissettiğin büyük anlamsızlığı yine de bir kalıba sokamadılar. bu konuda gerçekten iyisin dostum, yazdığın her şey her an birbirinden kopup parçalanabilecek kadar kırılgan olan bütünlüklerini umursamazca koruyorlar.

zamanla anladığım ve artık mücadele etmeyi bıraktığım hissi fark ettiğimde, neden kafamızda bu kadar yer ettiğini anladım: hiçbir nedene bağlı olmayan ait olamama hissi. hiçbir şeye, hiçbir yere, kimseye. ait olmaya değer bir şey bulamamktan değil, ait olmayınca elde edilen özgürlükten de değil, hatta çoğunluğun bize dayatıp durduğu basitlikten, ucuzluktan, sığlıktan da değil. hiçbir neden yokken ait olamamak. hiçbir nedene ihtiyaç duymadan. öylesine. bu evrenin bize yaptığı muameleyi ona yapmak. “ha, her şey boşuna mı? tamam. bana da uyar bu boşunalık.”

bazen düşünüyorum, ölmesen de olurdu. bazen düşünüyorum, öldün ama yine olmadı. her şey aynı kaldı. biz yine çırpındık anlamlar bulmak için. yine melankoliye düştük. hala düşüyoruz. sen hayatın boyunca yakınmak yerine bir defada yakılmak istedin. nasıl istediysen öyle yaptın, her zaman yaptığın gibi.

sen ölünce eddie “artık hiçbir şeyin anlamı kalmadı” deyip artık müzik yapmayacağını söylemişti. ama devam etti. nefes almaya devam etmeyi seçince müzik onun yakasını bırakmadı. iyi ki de bırakmadı. güzel işler çıkardı herif, into the wild’ın soundtrack’ini dinleyebilseydin keşke. bak “kaçırdım” diye üzüleceğin bir şey varsa o da bu albümdür sanırım.

senden sonra converse çok büyüdü, yün hırkaların satışlarında patlama yaşandı. biz, dünyanın her bir yanına dağılmış uyumsuz çocuklar, senin yarattığın müzik evreninde ara sıra izole olmayı başardık. evet dostum, bunu başardın. bundan haberin olmadı hiç, keşke bunu sana anlatabilseydik. belki o anlamsızlığın içinde bu sana biraz tutunacak bir şey olabilirdi. mutsuz, uyumsuz çocuklar dünyadan kaçmak için seni kullandılar, hala kullanıyorlar. kırılgan tavrınla yarattığın cam fanusun içinde çığlıklarınla rahatlıyoruz hala.

behzatç’ye dokunma

behzatç’ye dokunma

[Flash 9 is required to listen to audio.]
224 plays

Some days, like rain on the doorstep,
she’ll cover me with grace in all she offers. 
Sometimes I’d like just to ask her
what honest words she can’t afford to say. 

<_script /><_script />